18 Eylül 2012 Salı

Sonbahar


Şimdi hani sonbahar geliyor ya,diyorum kendi kendime uzun zaman oldu yazmayalı diye..Şimdi geliyor sonbahar kapıdan daha görünmeden usul usul geliyor kendini belli etmeden,bir bakmışsın gelmiş ellerinde kocaman yağmur suları ile,hiç anlamamışsın ama geçer ki geçer ne anlarsın..Şimdi diyorum işte gelecek diye,her iyinin bir sonu her kötünün de bir yolu vardır diye..Şimdi diyorum işte sonbahar geliyor..

Ve ben yine kendimce yeni bir hayat açmışım dünya penceresi diye kendi içselleştirmemiz doğrultusunda gidip geliyoruz,çevremizde çok olacak kıskanç insanlar ama ne farkına varırız ne sayarız,adam yerine koymayız çünkü tınımızda bile olmazlar,takan kim yürü be koçum ! diye iniltiler çıkar içimizden..Bazen ego eko yapar ama duymayız aldırmayız..İşte o zaman başarmışız demektir,iniltilere kulak asmadan,yürürken aslında yorulmadan ve her seferinde yerin dibine kafa üstü daha sert dibine vurarak hayatın içine sıçarız..Hatta hunharca güleriz,aldırmayız sıçarız hayatın ağzına...Ve renkler olur gökkuşağı gibi rengarenk hayat acımasız deriz ama yeniden diriliriz..Utanmasak yine ağlarız,ağlarız ve hunharca güleriz..

5 Temmuz 2012 Perşembe

Sokak Fotoğrafçılığı Ama Hangi Sokak ?


Mehmet Ali Karar-Nişantaşı
 Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf Festivali kapsamında 25 haziranda başlayan YTUFOK Fkare etkinliği sürüyor.Festival, fotoğrafa farklı açılardan daha akademik ve daha güncel bakabilmeyi amaçlıyor.
Sürdürülen atölyelerden ‘Sokak Fotoğrafı’ atölyesi de bunlardan biri. Cengiz Akduman ”Sokak Fotoğrafçılığı” atölyesi sokak çekimleri için Nişantaşı’nda. Atölye yürütücüsü Cengiz Akduman sokak fotoğrafçılığı konusunda bizlere ön bir bilgi verdikten sonra atölye katılımcılarını birkaç kişilik gruplara bölerek gün içerisinde farklı semtlerin sokak hayatlarını fotoğraflamalarını istedi.
Beşiktaş İskelesinde erkenden buluşuldu. Ardından Şişli,Nişantaşı,Teşvikiye Cami,Abdi İpekçi Caddesi’nin sokak hayatını ele almak için çalışmalara başlandı. Sıcak haziran ayında güneş ışığının fazla baskın olması  atölye çalışmalarını zora koştu. Cengiz Akduman da; ”Sıradan olmamak” adına katılımcıları zorlayacağımız belliydi ifadesini kullandı.
SOKAK FOTOĞRAFI AMA BU KEZ ZENGİN MUHİTİNDE. BEYOĞLU YOK.
Sokak fotoğrafçılığı denince akla taşra sokaklar, varoşlar ve orta sınıf kadrajları gelir. Ancak bu atölyenin sokak fotoğrafları seçkin sayılabilecek bir bölgede yapıldı.Statülerin bu kadar yüksek olduğu bir yerde nasıl fotoğraf çekileceği ise kafalarda soru işaretleri doğurmuş olabilir.Sınıf farkı yüksek olan, bu bölge sakinlerinin ne kadar ince düşüneceği ise ayrı bir konu.
Mağaza zincirleri,pahalı arabalar,lüks restoranlar arasında bir elinde sigarası diğer elinde de köpeğini gezdiren yüksek topuk ayakkabılı kadının,bir kadraja girmesi ile fotoğraf makinelerinin çıkarmış olduğu deklanşör sesi bile o anın bozulmasına sebep oluyor,ama böyle bir iş için ne kadar gizli olunabilir ne kadar doğallık korunabilir konusunda katılımcılar biraz hızlı davrandı,sabırsız ve heyecanlı davranışları ile aslında istenilen anı bozdu.
Teşvikiye Cami önünde simit satan adam ile hemen ön caddeden alışveriş yapan bir kadının,ortak olan tek benzerlikleri,ikisinin de aynı yerde bulunmaları idi. Atölyede bu farkı gözlemleme olanağı sundu Sokak Atölyesi çalışmaları kapsamında.

4 Haziran 2012 Pazartesi

Aile Ütopyası


Bir varoluş hikayesine benzer biçimdeydi hayat,sadece gerçekleri görmezden gelipte yazamadıklarımı yazmaktı çoğu zaman..Günlerden pazartesi olsa bizim için salıyı beklemek önemli..Gelecek hakkında ki düşüncelerimiz ve isteklerimiz arasında sürekli bir özlem arar olduk..

Belirteceğim hayat standartları arasında teknoloji hiç bu kadar gelişmemişti 2012nin şartlarından daha geri bir teknoloji izliyordu bizi..İnternet ve diğer iletişim araçları vardı sadece..Konu evlilikten ve samimiyetten yana..Böyle bir dünyada insanlar seçtikleri kişi ile evleniyorlar fakat evlendikten sonra başkalarına karşı olan cinsel arzu ve dürtülerini kaybediyorlardı,sadece kendi eşine karşı istek ve arzularda bulunabiliyordu..Cinsellik orada sadece tek eşlilikten yana ve kumruları bile imrendirecek boyutta idi..
Şimdi gelelim böyle bir düzenin var oluşuna,insanlar yalanın aşamalarında kendilerine bile yalan söylerken ve bir kumru kadar olamayacaklarsa var olmanın da bir şey ifade ettiğini düşünmüyorum..Sadece indirgenmiş duygular ile yaşam arzusu içinde olabilecek statüdeydi..

O zaman belki mutluluk refahına ulaşmış olmanın arzusu içerisinde olacaktı insanlar,birbirlerine sadık ve gözle görülen sevginin içinde ki görünmezlik bandını çıkarmış olacaklardı,cinsel dürtüleri bastırılmışlıktan öte alınmış bir yöntemin ele vereceği bir gözlem olmalıydı,ama kadının ve erkeğin birbirlerine olan bakış açısı sürekli aynı kalacaktı,güzellik kuramı tamamen bitmiş sadece güzel olanı seçebilecekti..Çocuk ise sadece geleceğe yön vermiş bir saadetti..
Evliliğin sadece gerçekten ihtiyaç olduğu değil de bir birleşim gibi kendini tamamlamak ve görmek duygusu olabilir,sadece işin içinde cinsellik arzusu kalıyor oda evlendikten sonra eşler arasında bölünüyor,başkalarına sıçramadan yapılan bir kuram..
Böyle bir kuram içerisinde sadece geri kalan ihtiyaçlarımızı da teknoloji olsun diğer eğlence,gıda ve sağlık ya da eğitim olarak alabiliyorduk şimdi ise sadece zevk amaçlı yapılan şeyin evlilik olduğunu görüyoruz..Boşanma oranlarının arttığı devirde ya da yüzyıllar öncesine dayanan boşanma olasılığı bitmiş olacaktı..

18 Mayıs 2012 Cuma

Soğuk Bahar


soğuk bir havaydı,insanlar soğuğa aldırmayıp yürüyorlardı herkes bir şey peşindeydi ben ise kaldırımın bir köşesine geçmiş soğuğa inat ısınmaya çalışıyordum ama nafile soğuk sanki daha fazla artıyordu ısınmayı bekledikçe donuyordum sanki..Türkiye’ye dönmek istiyordum evet orası sıcaktı,her hangi bir kuzey ülkesindeydim ama hangi ülke olduğunu hatırlamıyorum,Rusya dolayları olabilir..Sonra bir bina çevresinde toplandık soğuğa kuvvetli arkadaşlarım şehrin tadını çıkarmış gecede sıcak kahvelerini yudumlamak üzere kafeteryalara çekiliyorlardı bense 1-2 sokak gezmiş onların anısıyla yürüyordum…
1 gün geçti bir tepe vardı amacım o tepeye varmaktı evet o tepedeyken hava soğukluğunu azaltmış sanki 1 gün içinde baharı atlatıp yaza girmiştik..Tepeye çıktığımda harika manzara fotoğrafları çekiyordum ve bir kaç grup daha vardı ama bu gruplardan 3-5 serseri ile karşılaşmam o zaman feci acı vermişti elinde ki neşter ile sağ kulağımın arkasını kesmesi bir olmuştu,akan kanı durdurmak için peçece koysam ne fayda amacı her yerimi kesmekti..Elinde de bir bıçak vardı ”Tanrım nereye geldim ben?” diye iç geçirirken bu serserileri nasıl atlatacağımı planlıyordum..Bir an elinde ki bıçağı yere düşürmesi ile bir oldu..Yerden bıçağı alıp sizi öldürürüm ! demem de öyle..Hadi gel beni öldür! diyordu bıçağı üzerine savurdukça korkuyordu aslında,diğer 2-3 kişiye de aynı hareketi yapınca korktuklarını anladım ve bir süre koştum ve o kadar yolu koşacağımı düşünmeden kendimi bir yamaçtan aşağı bıraktım sonra üstüm toz pislik içinde kaldığımız yere döndüm ve gece büyük parti vardı ona hazırlanmam gerekti bu olanları da arkadaşlarıma belli etmemem gerekti..Parti başladığında geldiğimizden bu yana yapılan etkinliklerden söz ediliyordu anlaşılan birisi benim tepede neler yaşadığımı öğrenmiş,o uzun siyah saçlı bir kız vardı sanırım orada fotoğraf çekmeye çıktığında oda oradaymış fakat kendisine de zarar verileceğini düşündüğü için sesini çıkarmamış..Evet bende aynı kanıdayım iyi ki gelmemiş oraya..
Müzik olarak deneysel müzik etkiliydi gecede her şey sıradanlıktan çok uzaktı ve kaldığımız binaya bir ineğin girdiğini görmemle kafamın ne kadar güzel olduğunu anlamıştım bir ara dışarıda ki soğuğa inat çıktım yürüyüş yaptım yanımda şişmanca ve gözlüklü,kıvırcık saçlı bir kız vardı tam olarak kim olduğunu hatırlamıyorum,binaya geri döndüğümüzde o ineğin binadan çıktığını gördüm,halen anlam veremiyordum bazı şeylere…

3 Mayıs 2012 Perşembe

bazen düşünmek

Şimdi olabilecek şeyler vardır hayatımızda bir süre bir şeyler yazarız daha sonrada yazdıklarımızı dinleriz,bir süre düşünürüz bir takım şeyleri,olabilen veya olabilecek şeyleri..okuyanlar anlarlar nasıl bir şey hissettiklerini,önemli olan benim hissetmem değil,karşımda ki okuyucunun hissetmesi..Şimdi tekrar düşünelim neden her yağmur yağdığında diğer güneşli günlerden sıyrılırız ?
(coğrafi konumlar yok sayıldığı taktirde)

sıcak etkisini gösterirken

Daha doğrusu sabah sıcağın kendi sesiyle uyanmama vesile oluyor,evet biliyorum geç uyanıyorum ama sokakta ki insanların daha erken kalkıp yazın artan gürültü oranı bana sıcakların etkisinin arttığını gösteriyor,yaşadığım mahalle turistik bir mahalle değil ama bu demek oluyor ki dünya geneli mevsim değişmelerinde nüfus artışında önemliymiş,neyse konuşmak istediğim konu bu değildi..
Annem evde değil Bursa'ya anneannemin yanına gitti kardeşim babam ve ben evde kaldık,evet annesiz bir ev gerçekten zor oluyormuş,dün çıktım dışarıya kendime güzel bir zaman geçirdim,Gökan ı aradım forum çamlığa gitdeğim sende gel diye söylemde bulundum..zaten gittiğimde bi 15 dk sonrada oda geldi,burger kng filan yedik bişeyler içtik derken sohbet dedikodu..sonra okula gideceği tutmuş onu gönderdikten sonra kendimi alışverişe verdim,şu mağaza benim şu mağaza senin derken hepsine girip çıktım ama birşey beğenemiyorum bir türlü,sonra ayakkabı almaya karar verdim,converse almaya yine sıcak baktım,ayaklarım öyle alışmış ki o ayakkabıya vazgeçmiyor..Daha sonra bir kaç mağaza daha gezdim fotoğraf makinalı t-shirtler ilgimi çekti ama kredi kartımda benim ilgimi çekiyordu ve almaktan vaz geçtim tabiki..sonra biraz daha dolandıktan sonra eve dönmeyi karar verdim,ısrarla otobüs bekleme serüveninden sonra geldim sonunda eve..birde eve geldiğimde yine evde kimse yok,herkes kendi kafasını yaşarken geçtim odama internet başına biraz müzik dinledim takıldım öyle..sonrada evin şöyle bir durumuna baktım evet ev dağınık olmuştu ve toparlamam gerektiğini düşündüm,bir yandanda birikmiş derslerim vardı,hangisine yetişeceğime bir an beynim karıştı..en iyisi planlı olmak dedim ve sıraya koysam iyiydi..
sonra akşam filan oldu derken yatakta düşünüyordum annesiz ev zor oluyormuş ve sıcakların artması ile birlikte nufus artışı etkili oluyormuş..

1 Mayıs 2012 Salı

Ütopi


Şimşeğin çakması ile yatağımdan irkilerek uyanmıştım,yağmur çok fena bastırmıştı yine,ne olacaktı bundan sonrası bilinmiyordu haber bültenlerinde verilen hava şartları gitti gide durumunu şiddetleştiriyordu...
Yatağımdan kalkarak karşımda ki aynaya baktım Tanrım ne kadar da yaşlanmıştım,saçlarım bembeyaz,yüzüm ise çok kırışıktı ama halen içimde 2040 lı yılların heyecanını yaşıyordum..Aradan tam 60 sene geçmiş..Her zaman ki gibi işime koyuldum sigaramı yaktım koyu kahvemi alıp pencereden gökyüzünü izledim yağmur her inişinde sanki yılların acısını çıkarıyordu benden,yüzüm tokatlarcasına..

Sabah bültenlerini açtım ülkenin ekonomi haberlerini sunuyordu spiker, Devlet sorunu ortadan kalkmıştı artık,son iç savaş ve bloklaşma savaşları sona ermişti,artık kahveyi daha ucuzu alabiliyordum..Sigaram ise halen cebimde..İnsanların isyanı yeni bir devlet yaratmıştı,hatta yeni bir hazine..
Özgürlüğün temelleri atılmış dalgalanan bir bayrak şimdi özgürlüğü söylüyordu bizlere,o bizimle konuşuyor gibiydi,hep birlikte halkın bileğinin gücüyle kazanılmış bir zaferdi..
Ekonomide para değerini kaybetmiş yerine insanlık tohumlarını ekmişti,yüzyıllar önce 100grop a alınan şey şimdi 1 grop a alınıyordu,herşey değişmişti,özgürlük bizlere serbest ticareti,serbest ekonomiyi kazandırmıştı,artık insanlar daha refah bir seviyeye ulaşmıştı..Ticaret kolaylaşmış uluslar arası statüde dünyanın sözünün geçtiği bir ülke olmuştuk,spiker her söz öbeğini tekrarlarken sevinç çığlıkları atıyordu sanki..
Sanayi alanında dünyaya zarar veren tüm zararlı fabrikalar kapatılmış yerine daha verimli kaynaklardan oluşan fabrikalar açılmıştı,daha sağlıklı bir toplum için halk çalışıyordu..
Şimdi ise doğa daha rahat nefes alıp veriyordu..Tarım sektöründe herşey ilkel boyutlara ulaşmış sanayi alanında yapılan tarım sona ermiş şimdi insanlar daha sağlıklı besinler ile besleniyor..

Toplum çok yüksek bir statüye ulaşmıştı,özgürlük onları tüm duygularını ortadan kaldırıp gerçek insan olma arzusuna taşımıştı,iyilik ve güzellik kavramını saptamış bir toplum vardı artık..Herkes çok serbestti artık bu ülkede ayıp ve günah kavramları tamamen beyinlerden kazınmıştı,herkes istediği gibi yaşayabiliyordu.Toplum örf ve adetleri bir kenara atmıştı şimdi geçmişte ki bazı ahlaki değerler yok olmuş yerine hümanizm gelmişti..İnsan sevgisi her şeye bedeldi,daha rahat bir toplum daha özgür bir toplum bunu başarmıştı..Sokak modasında gençlerin giyindiği kıyafetler hele ki saç modelleri birer sanat eseriydi adeta,kimsenin kimseye karışmaya hakkı yoktu,suçlular cezalarını en ağır şekilde öderlerdi..

Ordu ise artık düzene girmiş tamamen halktan oluşan korumacı bir statü oluşmuştu,asker yoktu bu ülkede vatandaş vardı..Erkek-kadın ayırıı yapmadan herkes bu ülkenin birer bekçisiydi zaten özgürlüğüde böyle getirmişti bu halk,tekrardan bir savaş olması imkansızdı çünkü gözü özgürlükle boyanmış bir topluma hiç bir ülke yanaşamıyordu,bundan tam 10 sene öncesiydi ki Kuzey Möç ten bir göç almıştık,Yakın Panvulların saldırısına uğramış bir Möçlü bizim ülkemize sığınarak kendisini kurtarmak istemiş şimdi ise siz tahmin edin Panvullar artık bize bağımlı bir ülke oldu !

Eğitim alanında ise çok tek düzenlik kaldırılmış yerine daha sosyal ve kalıcı bir sistem getirilmişti.Öğrencilere daha çok küçük yaşlardan hümanizm aşılanıyor ve hayat ile nasıl mücadele edilecekleri anlatılıyordu...Eğitim tamamen ücretsiz ve karşılıksız burs sağlanıyor,sınav denen şeyler ise yok,sadece okul sadece eğitim ! İnsanlar istediği alanda eğitim görebiliyordu ve ne kadar bilgi o kadar sevgi demekti..

Siyasette ülke ve dünya tarihi görülmemiş bir şeyle karşılaşmıştı bu ülkede tek bir inanç vardı oda yine olduğu gibi insanlıktı,herşey insanlar için yapılıyor ve geliştiriliyordu,milletvekili kavramı yoktu bu ülkede,cumhurbaşkanı yok,başbakan yok,tek devlet vardı oda Tanrıydı..Tanrının insanlara vermiş olduğu sevgi ile yönetiliyordu bu ülke,bağnaz düşünceden uzak,halkın kalbinin ritmi ile yönetiliyordu herşey..

Sanat alanında bir çok yenilik yapılmış her şey ileri derecede abartılmıştı,bu abartı insanların iç dünyasını yansıtıyordu,şuan oturduğum evin bir şapkası var,karşımdaki binada ise çırılçıplak insan figürleri var...Herşey saygı ve sevgi içerisinde yapılıyor...

Ve din kavramında ise ülkede herşey sınırsız olduğu gibi dinde öyleydi sınırsız bir inanış vardı ülkede.Tanrının varlığı herşeye bedeldi zaten ama onun vermiş olduğu yaşam sevgisi ile insanlar şimdi tek çatı altında hep birlikte inanmak istediği dine inanıyorlardı...

Ve gelelim şimdi hayatımıza yıllar geçti çok yaşlandım benim dedelerim zamanında hayat çok zormuş herşey para içinmiş,dedem öyle anlatırdı,ordu başına göre hareket ediyormuş,siyesetçiler ise para yiyen kan emen vampirlerden başka birşey değilmiş..Ülkede ne ekonomi kalmış ne yaşam,insanlar birbirinden nefret eder olmuş,hayat çok zormuş hatta dedem gençliğini anlatırdı üniversite yıllarını o zamanlar üniversite okurken onlar para veriyormuş üniversitelere,insanlar ırkçıymış,sanata ve dinlere saygıları yokmuş,zenginler daha zenginmiş fakirler ise daha fakirmiş..Kadın erkek eşitliği yokmuş,kadınlar eşlerinden dayak yiyormuş,şimdi bakıyorumda kendi torunlarıma gerçek bir insan olduklarını anlıyorum..